Pek çok zamanım varken yazı yazmaya, canımı sıkan bir boşlukla sükût edebileceğimi sandım. Yanılmışım, okur da alıştırıyor kendini. Günlerin muhasebesini benden daha iyi tutuyor.
Başım kalabalık, süregelen. Kara günlerin bulutları toprağa değdi değecek. Sularla dirsek temasında, kirli gövdeler. Ben bulutlara el ediyorum. Bugün sizden yaş çaldım. Yalanlar uydurulan hikayemizin bakırından zehiri aldım.
Başka başka herkesin çağ anlayışı. Üst üste konulduğunda toplumsal vicdan diyebileceğim bir oyuk var. Sisli kubbe de diyebilirdim belki, hiç değilse ölçülü görünürdü göze ...
Sıkıştırılmış düşüncelerin içinde hızlı bir hayatı yudumlarken, anlamlandıramadığımız çırıl bir telaşla her yeni güne uyanan yalnız bireyleriz. Ağızlara kilit vurulmuş, telefonlardan kayan görüntüler, gelenekler karşısında keskin duruyor.
Çoktandır yıkılmış vicdan, yavanlaştırılmış, içi boşalmış bir kavramın tedavülü. Eskiden ayıbını örterdi insanlık, en azından çabası vardı. Şimdi mezbahanın kantarı gibi ağır yük taşıyor. Kan kaybından metin de yazılamıyor, oysa böyle olmazdı yazan da imgelerden devşirirdi vecdi. Kökü, kelimenin de gizemli esrarı. Görmezsiniz belki, orda duru bir sevgi, göğünden doğan.
Pusulası seçilemeyen bir yargının buyurgan diliyse vicdan, şimdiler de cebini dolduran kilitli bir akreptir. Sığınaklarda dinlemiştim, rutubet görmüştüm. Bir mum yakmıştım.
Memleket için yatsı vakti.