Kültür, tanımı itibariyle bir toplumu oluşturan bireylerin kendi ürettikleri ve üzerinde uzlaşarak devam ettirdikleri maddi ve manevi birikimlerin tümüne verilen addır. Eskiden söz konusu birikimler üzerindeki toplumsal uzlaşı için uzunca bir zaman gerekirken teknolojinin bu denli hızlı ilerlediği ve dünyanın iletişim sayesinde küresel bir köye dönüştüğü 21. yüzyılda artık bu durum çok daha hızlı gerçekleşebilmektedir. Hatta çoğu kez teknolojik ürünler toplumu beklemeksizin bu uzlaşıyı doğrudan dayatır hale geldi. Dolayısıyla her teknoloji ürünü beraberinde kendi kültürünü de kendisi yaratıyor. Söz gelimi televizyon… Yaşamı planlama ya da insanın hayata bakış açısını rahatlıkla şekillendirme gibi etkileri nedeniyle kendi kültürünü hızla yaratma gücüne sahip teknolojik bir alet.

Bir başka örnek de icadı 1600'lü yıllara dayanan otomobiller... İçten yanmalı motora sahip ve benzinle çalışan ilk otomobil, Alman mühendis Karl Benz tarafından 1885'te icat edilmiştir. Tarihçi Erhan Afyoncu, İstanbul sokaklarının otomobillerle ilk kez 1905-1906 gibi tanıştığını söyler. Ancak geçen onca zamana, içimizdeki trafik canavarlarına ya da yollardaki kazalara bakıldığında araçlarla birlikte ithal etmemiz gereken trafik kültürüne sahip olamadığımız da ortada.

Nitekim sosyal medya kullanımında da benzer bir kültürsüzlükle karşı karşıyayız. Sosyal medyada vakit geçirme/öldürme süresi ile ilgili yapılan bir araştırma, 44 ülke arasında Filipinler'in ilk sırada Türkiye'nin ise Kenya'nın ardından 16. Sırada olduğunu ortaya koyuyor. Oysa daha bilinçli kullanıcılara sahip ABD, Çin, İngiltere, Kanada, İsveç, Fransa gibi gelişmiş ülkelerin tamamı listenin alt sıralarında, Japonya ise 36 dakika ile listenin en sonunda yer almakta.

Pandemi ile birlikte Zoom, Google Meet gibi uzaktan eğitim modüllerini yoğun olarak kullanmaya başladık. Eğitim kurumlarımız hem bu platformları kullanmada hem de eğitimi fiziki ortamdan sanal ortama taşımada hiç de küçümsenmeyecek bir başarı sergilediler.

Peki bu araçların kullanımına ilişkin kültüre sahip olmada da aynı başarıyı elde edebildik mi, ne dersiniz?

Fransa, Almanya gibi bir çok ülkede eğitim politikalarını belirleyen kurumlar, hem öğrenciler hem de hocalar üzerinde sanal sınıfa ilişkin kültürel kodları da hızla oluşturmakta.[i] Buna göre sanal sınıftaki katılımcı sayısı seviyeye göre değişmekle birlikte 10-25 öğrenciden daha fazla olamaz. Benzer şekilde ders süreleri de -ortam gereği aşırı konsantrasyon gerektiğinden- 30 ile 90 dakikadan uzun tutulamaz. Oysa bizde bazı üniversiteler hala fiziksel sınıf şartlarına göre planlama yapmakta ve öğrencilerden de hocalardan da iki hatta iki buçuk saatlik ders performansı istemekteler.

Uzaktan öğretim teknolojilerini kültürü ile birlikte almalı ve eskisi gibi uzun dersler yapmak yerine öğrencileri beceriye odaklı çalışmalara yönlendirerek geleceğe hazırlamalıyız.

Pandemi ile birlikte eğitimin tüm paradigmalarında yaşanan değişim, görünen o ki kalıcı bir hal alarak önümüzdeki uzun bir döneme daha damgasını vuracak. Umarız eğitim kurumlarımız da hızla uzaktan eğitime ait kültürel kodları içselleştirerek bu döneme ayak uydursun!

----------------------------

[i]Teknoloji kültürü için lütfen Académie de Paris'in Classes virtuelles : conseils pratiques sayfasına bakınız.

https://www.ac-paris.fr/portail/jcms/p1_2017830/classes-virtuelles-conseils-pratiques