YAZARLAR

Tüm Yazıları Mahmut Köksal

Annelerimizin varlığı ve yokluğu

13.05.2020 04:17

 

Evrensel kabul görmüş olan ve her yılın mayıs ayının ikinci pazar günü kutlanan Anneler Günü’nü bu yıl da 10 Mayıs Pazar günü kutlamaya çalıştık. ‘Kutlamaya çalıştık’ diyorum. Çünkü, Anneler Günü için “kutlama” ibaresinin kullanılması; annesi sağ olanlar için geçerli olmakla birlikte, annesi bu dünyadan göç etmiş olanlar, kendisi çok küçük yaşta iken annesinin vefat etmesi nedeniyle annesini hiç hatırlamayanlar, annesini çeşitli sebeplerden dolayı tanıma imkanı bulamayanlar ve diğer bazı nedenlerden dolayı bu özel günü doyasıya mutlulukla yaşayamayanlar için geçerli olmayabilir. Bu kişiler için buruk geçen bugünü, annelerini özlemle andıkları bir gün olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.

Geleneksel olarak; annelerimize sarılmak, karşılıklı dokunmak, koklaşmak, ellerini öpmek ve onların ise bizi yanaklarımızdan öpmesi, kısacası fiziki olarak onlarla bütünleşmek ve duygusal iletişim kurmak bu özel günün en önemli noktasıydı. Bunların yanı sıra onlara çiçek vermek ve çeşitli hediyeler almak ise diğer detay girişimler ve ilave sevgi hamleleriydi. Annesinden farklı şehirlerde ikamet edenler ise telefon başta olmak üzere çağımızın iletişim imkânları ile bu özel günde annelerinin bu anlamlı gününü kutlar ve sevgi sözcükleriyle hasret giderirlerdi. Ancak bu yıl Anneler Günü; geçmiş yılların ortak özelliklerine kıyasla daha farklı şartlarda ve duygularla kutlandı (Anneleriyle aynı evde oturanlar ile farklı şehirlerde ikamet edenler hariç). Hepimizin bildiği gibi bunun nedeni küresel COVID-19 salgınıydı. Çünkü, evleri ayrı olan çocukların salgın nedeniyle aile büyüklerini ve bu kapsamda annelerini ziyaret etme imkanı geçici olarak ortadan kalkmıştı.

Aile ilişkileri açısından bakıldığında, oluşan bu yeni süreçte; duyguların öne çıktığı, özlemlerin çoğaldığı, büyüklerin daha çok hatırlandığı, onların ihtiyaçlarının karşılanmaya çalışıldığı, sağlıklarına ilişkin hassasiyetlerin arttığı ve onları ziyaret etmede gösterilen ihmallerin sorgulandığı görülmektedir. Öte yandan, başta sağlık çalışanları olmak üzere görevleri nedeniyle aile fertleriyle ve özellikle de çocukları ile ayrı kalan anne ve babalar bu sürecin diğer duygusal görüntüleriydi. Ayrıca, çocukların salgından her açıdan olumsuz etkilenmemesi için bu dönemde bilhassa annelere düşen sorumlulukların arttığı ve klasik annelik görevlerine ilave yükümlülükler geldiği gözlenmektedir.

Bütün bu salgın sürecini ve fedakâr annelerimizin konumunu değerlendirdiğimde, doğal olarak kendi rahmetli annemi de anmamak mümkün değil. Başkalarının deyişiyle; pamuk saçlı, tombiş ve güler yüzlü annem de yaşamının her aşamasında çocukları için tüm olumsuz şartlara ve imkânsızlıklara rağmen her fedakârlığı yapmış, tıbbın ve koruyucu hekimliğin günümüzdeki seviyesinden oldukça uzak olduğu yıllarda ve doğunun o zamanki şartlarında bebeğini ve çocuklarını birçok hastalıktan ve salgınlardan itina ile korumuştu. Bizler de çocukları olarak annemizin yaptıklarını takdir ederek ve evlatlık görevlerini eksiz yaparak yaşamı sürecinde onu mutlu etmeye çalıştık. Dolayısıyla, annelerimizin varlığını ve yokluğunu onlar sağ iken kıyaslamak ve ilerideki pişmanlıklara kapıyı kapamak tüm evlatları daha huzurlu yapacaktır.

Bilindiği üzere, annesi sağ olan herkes yaşı ne olursa olsun çocuktur. Annelerinin gözünde onlar hiç büyümezler. Dolayısıyla, fiziki durum ile duygunun örtüşmediği bu tablonun yaratıcısı analık içgüdüsüdür. Çocuklar ise büyüyüp yuvadan uçtuktan sonra kendi işlerinin ve kurdukları yeni yuvalarının sorumluluklarıyla ve yoğunluklarıyla uğraşırken kendi anne ve babaları ile diğer aile büyüklerini zaman zaman ihmal ettikleri bilinen bir gerçektir. Bu konuda çok duyarlı olan evlatların da olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Ancak, bu küresel COVID-19 salgını büyüklerimize ve özellikle de Anneler Günü nedeniyle annelerimize fiziki olarak ulaşma imkânımızı elimizden almış ve “Uygun bir zamanda ziyaret ederim.” şeklindeki klişeleşmiş düşüncemizin doğru olmadığını kanıtlamıştır. Çünkü, bu salgının bizlere öğretmesi gereken önemli hususlar vardır. Bu salgın bittiğinde öncelikle aile büyüklerimizi ziyaret etmeyi tasarlamak güzel bir düşüncedir. Ancak, büyüklerimizin “Allah sıralı ölüm versin, evladımın acısını bana göstermesin.” şeklindeki geleneksel deyişini hatırladığımızda ve yaşamın doğal akışına bakıldığında, bizim ziyaret planımızın her zaman istediğimiz şekilde gerçekleşmeme olasılığı da vardır. Bu salgın nedeniyle geçici olarak yapamadığımız ziyaretlerin bir gün ebedi olarak son bulacağı gerçeğini de düşünerek ve ileride pişmanlık duymamak için, salgının sona ermesinden sonra; çevremizdeki yaşlı insanları, aile büyüklerimizi ve özellikle de duygularını daha coşkulu yaşayan ve dışa yansıtan fedakâr annelerimizi daha fazla ziyaret etmeli ve evlatlık görevlerimizi ihmal etmemeliyiz.

Anneler Günü nedeniyle; her yaştaki tüm annelerimizin ellerinden öpüyor, bu dünyadan ebedi dünyalarına göç etmiş annelerimize Allah’tan rahmet, annesi ölmüş olanlar ile evlat acısı görenlere ve annesini hiç tanımamış olanlara ise sabır diliyorum.

(Sevgili anacığım, çocukların olarak seni çok özlüyoruz, ruhun şad, mekânın Cennet olsun.)

Haberler

Gündem

Tarihi Kapalıçarşı dezenfekte edilerek açılışa hazırlandı

Turizm

Ormanlar ve ören yerleri ziyaretçilerini bekliyor

Turizm

İç hat uçuşları 1 Haziran'da yeniden başlıyor

Ekonomi

KOBİ'ler ihracatçı olma yolunda 'dijital ortamda' ilerliyor 

Gündem

Türkiye'de Kovid-19'dan iyileşen hasta sayısı 125 bin 963 oldu

Gündem

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gençlerimize 2053 için büyük ve güçlü Türkiye'yi bırakmakta kararlıyız

Gündem

Fetih coşkusunun kutlama programı belli oldu

Ekonomi

Ticari yat faaliyetleri 1 Haziran'da başlayacak

Spor

Süper Lig'de 5 haftalık program açıklandı

Gündem

Cuma namazı için camilerde hazırlıklar tamamlandı

Politika

Eski Devlet Bakanı Masum Türker'den Önemli Açıklamalar

Turizm

İstanbul Havalimanı terminali dünyanın en büyük 'LEED Altın' sertifikalı binası seçildi