1 Mart 2025 Tarihinde, Ankara’daki Server Vakfında, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mete Gündoğan tarafından “Derin Devlet” başlıklı verilen semineri, vakfın Youtube kanalından izledim.
 

Hoca seminerde öncelikle “Devlet” kavramının sosyal, hukuki ve dini temellerini tanımlamaya çalıştı. Bu bağlamda devletin iki ayağının bulunduğunu, bunlardan birinin sermaye, diğerinin de ordu olduğunu ortaya koyarak Dede Korkut hikâyelerine, Türklerdeki devlet geleneğine ve Kuran’daki bu anlama işaret eden ayete vurgu yaptı. Ayrıca Ergenekon gibi Türk mitolojisinin ve ilgili ayetin farklı ve derin manalarının, konunun anlaşılması açısından önemli olduğunu belirtti. Konuyla ilgili pek çok okumalardan, merhum pederinin üzerindeki etkisinden ve şahsi tecrübelerinden de yararlanarak “Derin Devlet” (Destek Yayınları, 2024) isimli bir kitap yazdığını ve kitabın da kurgusal hikâye şeklinde olduğunu söyledi. Semineri dinledikten sonra konuyla ilgili düşüncelerimi aşağıda dile getirmeye çalıştım.
 

Devletin Temel Dayanakları

Hocanın dediği gibi devletin iki ayağının yanında bir de üçüncü ayağı daha var ki o da bilim ve onu üreten bilim insanları. Yani devlet sermaye (üretim), ordu ve bilime dayalı olarak gelişen bilgi ve onun sonucunda ortaya çıkan teknoloji ile ayakta durur ve yaşamını sürdürür. Burada bilimsel gelişmeyi ve teknolojiyi vurgulamak önemli. Hoca, bilimi ve teknolojiyi belki de sermaye içerisinde değerlendiriyor olsa da bana göre bunu da dile getirmek gerekir.
 

Daha önce bu konuda bir yazı kaleme almış ve orada da belirtmiştim: Devletleri salt ekonomik üretimleri ve gelirleri bağlamında şirketlerle karşılaştırmak hatalıdır. Zira devletlerin ekonomik sermayelerinin yanında, beşeri sermayeleri de vardır. Onları da hesaba katmak gerekir.
 

Devletin Temel Yapıları

Devleti genel olarak bir sisteme, makinaya veya kozmosa benzetmek mümkündür. Mühendis olarak onu daha çok makinaya benzetiyorum. Hem de devasa ve karmaşık bir makinaya.
 

Bir makina, sistem veya kozmos çalışıyorsa onunla ilgili bazı özelliklerin ve olguların varlığından bahsedilebilir. Bunlar:

      Bir faaliyet içerisindedir.

     Canlılar ve cansızlar âlemi ile ilişkisi vardır.

      Farklı alt sistemleri mevcuttur.

      Alt sistemlerin kendi aralarında ve büyük sistemle ilişkisi vardır.

      Enerjiyi dönüştürür.

      En önemlisi de onu yöneten, görünen ve bazen de fizik yasaları gibi görünmeyen yasalar vardır.
 

Belirlenen özellikler ne kadar iyi ve etkin çalışıyorsa sistem de o kadar iyi ve etkin çalışıyor demektir. Aksi takdirde sistem sürtünme, çatışma, kargaşa, verimsizlik, kaos, entropi vs. üretiyor demektir. Bu da kaynakların israfına, üretimin azalmasına, işsizliğin, kalitesizliğin ve diğer olumsuz olgu ve olayların da artmasına neden olacaktır. 
 

Devletin Gelecek Planları, Eylemleri ve Kestirimleri

Devletin uzun vadeli plan ve eylemlerinin mevcut olması ve bunların başarısı; yukarıda ortaya konmaya çalışılan özelliklerin (kriterlerin) veya ön koşulların iyi tanımlanması ve işlevsel olması ile ilgilidir. Bunlar hukuki zeminde iyi tanımlanır ve etkin olursa doğal olarak sistem de verimli çalışacak, uzun vadeli plan ve eylemlerinde başarılı olacaktır. Kaldı ki bu tür sistemlerin gelecek kestirimleri (projeksiyonları) daha isabetli ve gerçekçi olacaktır. Aksi takdirde keyfilik, verimsizlik ve kalitesizlik hâkim olacak;  devlet ve onu oluşturan millet de gelecek ile ilgili plan ve eylemlerden ziyade günlük sorunlarla mücadele edecektir. Tıpkı T. Herzl’in “bazı milletler günlük meselelerle bazıları da büyük meselelerle uğraşır” dediği gibi.
 

Ülkemizde Derin Devlet Var Mı?

Derin devlet kavramının, genellikle güvenlik, istihbarat, bürokrasi, yargı ve iş dünyası içerisindeki bazı unsurların, seçilmiş hükümetlerden bağımsız olarak hareket etmesi ve ülkenin kaderini yönlendirmesi anlamına geldiği belirtilmektedir.

Ülkemizdeki derin devlet kavramı, uzun yıllardır üzerinde tartışılan bir konudur. Osmanlı’dan günümüze uzanan bir "devlet aklı" olduğu ve belirli dönemlerde bu gücün perde arkasında etkin olduğu yönünde, pek çok iddia ortaya atılmıştır.

Literatüre bakıldığında: tarih boyunca çeşitli olaylar, skandallar ve siyasi gelişmelerle birlikte konu sıkça gündeme geldiği; derin devletin var olup olmadığı kesin olarak kanıtlanmasa da birçok olay ve iddia, Türkiye’de resmi devlet mekanizması dışında hareket eden, bir güç yapısının var olduğu düşüncesini doğurduğu söylenebilir.

Derin Devlet Aksakallılar İlişkisi

Aksakallılar Türk kültüründe bilge kişileri temsil eden mitolojik veya sembolik bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde bazı kesimler tarafından "gizli bir kurul" ya da "derin devletin üst aklı" olarak yorumlansa da bunun somut bir kanıtının olmadığı belirtilmektedir. Aksakallıların daha çok bir efsane veya mecaz (metafor) olarak değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
 

Sonuçlar

Derin devletin bir devletin görünmeyen unsurları ve mekanizması olduğu düşüncesi ortaya konsa da bu yapı resmi devlet yapısının dışında veya gölgesinde faaliyet gösteren, genellikle askerî, bürokratik, istihbarat ve ekonomik güçlerden oluşan, siyasi süreci yönlendirme veya kontrol etme amacı güden gayri resmi bir oluşum şeklinde olduğu vurgulanmaktadır. Bu tür yapıların genellikle ülkede istikrarı sağlamak veya belirli gruplarının menfaatlerini korumak amacıyla hareket edebileceği de belirtilmektedir.
 

Devletin ve tüm yapılarının başarısı, sistem ve sistemi oluşturan alt sitemlerin birbirleri ile uyumlu olması ve bunların çalışması ile ilgili yasa, kanun ve/veya yönetmeliklerin tanımlı ve etkin olması ile yakından ilgilidir. Aksi durumda sistem iyi çalışmıyor yani verimli değilse ve keyfilik de hâkimse sistemin kendisi ve diğer yapıları da iyi çalışmıyor demektir. Kaldı ki sistemde aksakallılar olsa da sonuç değişmeyecektir.
 

Mete Hoca gibi akademisyenlerin çalışmalarını, salt mesleki alanları ile sınırlamadıklarına zaman zaman tanık olmaktayız. Onlar ülkemiz ve milletimizin sorunları ve çözümleri ile de ilgilenmektedir. Bazen bunların mühendislerin konusu olmadığı şeklinde görüşler ortaya konmaya çalışılsa da bunun doğru olmadığını düşünmekteyim. Zira sorunlar hepimizi ilgilendirmekte, dile getirilen düşünce ve çözüm önerileri ise mesleki bilgi birikimine ve tecrübeye dayanmaktadır. Bu noktada herkes elinden gelini yapmalıdır.