0
İnsanlar bulundukları ortamları kendileri seçmezler, geçmişten sürüp gelen bir sürecin devamıdır. Ten rengimizden tutunda ismimize kadar birçok şey bize hazır sunulur. Daha sonra kişi isterse ülkesini ve ismini, dinini değiştirebilir olsa da kendi özünü hiç bir zaman değiştiremez. Ve hiç bir zaman unutulmaması gereken önemli hususta insanlar ancak düşünebildikleri kadar yaşarlar. Eğer düşünemezsek bilemeyiz, bilemediğimiz bir şeyi de yaşamamız ya da özünü anlamamız mümkün olmaz.
Dünyada her zaman iki tane güç vardır; birisi beden gücü, diğeri beyin gücüdür. Buna bilgi gücüde demek mümkündür. Eğer kültürel ve bilgi yönünden gelişmemiz yetersiz ve çağın gerisinde kalmışsak doğrudan doğruya düşünce gücümüzde buna paralel olarak gerilerde bir yerlerde kalmış demektir. Ve kitap okumama hastalığı var olan bireylerde bu eksik devam edecektir.
Beyin değil de beden gücümüz gelişmiş ise her zaman kaba kuvvet ve güçle bir şeyleri yapabileceğimizi sanır ama hep yanılırız.
Gelişmesini tam anlamında tamamlayamayan toplumlarda dikkat edilirse çok konuşan çok kişi vardır. Herkes bir şeyleri çok iyi bilir! Kime ne sorarsanız sorun, cevap hazırdır. Hatta mesleği ya da ilgisinin dışında olan bir konu olmuş olsa da sağdan soldan duyduğu sözlerle saatlerce konuşabilir. Ama mesleği ya da uğraştığı işle ilgili yazılı metinleri okuyup öğrenme zahmetine katlanmaz.
Kimileri çok daha değişik meziyetler sergileyebilirler. Bunları da her zaman görmek mümkündür. Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? Ya da ben buyum, ben şuyum gibi. İnsan ne olursa olsun hiç bir zaman kendini karşısındakinin üstünde görmemelidir. Eğer koşulları olanak verseydi onun yerinde kendisi olabilirdi. Okuyup adam olmuş olabilir. Ya da imkânsızlıklar nedeniyle eğitim görememiş, bir yerlerde doktor, öğretmen olamamış olabilir. Çünkü bu hayatı biz kendimiz seçmedik. Sadece bize verileni daha iyi yapabilir, imkânları daha nasıl kullanabiliriz durumuyla karşı karşıya kaldık. Aile iyi bir eğitim almışsa çocuklarında o derece iyi eğitim almaları birinci önem teşkil eder. Ve bana göre yine yaşamın içinde çocuklarımıza verebileceğimiz en kıymetli hazine eğitimdir. Bunun yanında hanlar hamamlar yatlar ve katlar gelip geçici maddi ölçütler ve sadece kişinin kendini ilgilendiren konulardır. Oysa güzel bir hizmet vermek ve topluma yararlı olabilmek her şeyden önemlidir. Ve her şeyin gelip geçici olduğu şu yaşamda tarih sürecini düşünürsek gündelik yaşamın birçok uğraşısının boş olduğunu görürüz. Ama ne yaparsın ki, birçok şey maddi güçle elde ediliyor.
Mutlu olmak her zaman zor bir iş mi biz insanlar için? Hayatın bir kuralı mıdır, ya da yeryüzünde yaşayan tüm canlıların çözüm bulmakta en çok zorlandıkları bir bilmece midir bilinmez ama bilinen tek şey mutluluk öyle kolay kolay insanların yakalayacağı bir olgu değil. Günlerimiz aynı sıradanlığın içinde geçip gidiyor... Hayvanlar âlemi de böyle, güçlü olan her zaman daha çok şanslı.
Zamanla her şey değişmiş, anlamlarına yeni anlamlar katılmış ya da kendi öz benliğinden ödünler vererek değişmiş ama bir tek gerçek duygusal anlamda sevgi paylaşımları değişmemiştir. Yokluklar ve savaşlar dahi aşkın o sihirli gücünü yok edememiştir. Ve insan her zaman doğasına karşı sürekli bir şeyleri değiştirmenin çabası içinde olsa da varlığını sürdürmesinde tek dayanağı içindeki sevgiden başka bir şey olmamış.
En çok mutlu olanlar kim?
Önce kendimize bir bakalım..
Mutlu muyuz?
Nedir yaptığımız, amacımız nedir?
Sonra çevremize bakalım. Kimler mutlu?
Yoksa eksikliğini yaşadığımız aşk mı dersiniz?
Eksik kalan aşk mıydı?
Her şeyimiz tamamdı da aşk mıydı eksik kalan?