0

[…Sus konuşma', diye bağırdı.

'Artık susmalısın. Kendini affettirmen için hiç söylenme boşuna.

Ne kadar çok konuşursan o kadar küçülüyorsun gözümde. Sus ve git.]

Ona aşıktım ama bunu söyleyecek gücüm yoktu. Oysa onunda beni sevdiğini, benimle olmak için bahaneler bulduğunu biliyordum. Yalnız olmadığımız ortamlarda hep beni gözlediğini, kaçamak bakışlarından yakalıyordum. Beni kıskandığını biliyordum ama belli etmiyordu. Kiminle olursam olayım hiç bir şey söylemiyor, sadece bütün insanların farklı yönleri olduğunu, onlarla ilgilenmemden dolayı memnun olduğunu söylüyor ama ben inanmıyordum. Hemen hemen her gün görüşüyorduk. Gitmediğim akşamlarda beni arayıp evde yalnız kalmak istemediğini, çayı demlediğini, çok canının sıkıldığını, mutlaka gelmem gerektiğini söyleyip telefonu kapatıyordu. Gün içinde onu görmüş olsam bile günlerce görmemişim gibi özlem dolu olarak ona koşuyordum. Gece yarılarına kadar konuşuyorduk. Hatta bazı geceler geri dönmek için kalktığımda ellerime sarılıp, 'Gitme, bu gece bende kal. Senden sonra uyku tutmaz beni. Korkarım karanlıktan', diye tutturur beni göndermezdi. Kendisi yatak odasında, bende salonda, divanın üstüne uzanırdım. Odanın kapısını kapatmaz, yattığımız yerden bir süre daha konuşurduk. En gizli, en mahrem, en gerçek öykülerini ışığı söndürülmüş o gecelerde anlatırdı bana. Zamanla her şeyimizi konuşup, bütün sırlarımızı paylaşmaya başlamıştık. Artık öyle bir boyuta gelmiştik ki, onunla hangi erkek ilgilense kızıyor, benden başka birisiyle konuşmasını bile istemiyordum. Başkalarıyla çıktığında O'na küsüyor, konuşmuyor olmadık kaprisler yapıyordum. Tek sevdiği insan, tek dostu ben olmalıydım. Ben ona yeterdim.

Onu kıskanmakla onu koruduğumu sanıyordum. Sanki ona her şey yasaktı. Ne zaman onunla bir yere gitsem, kimsenin onunla ilgilenmesini istemiyordum. Yıllardır tanıdığı arkadaşlarıyla bile konuşmasına tahammül edemez olmuştum. Oysa hata yapıyordum ve bunu bilemiyordum. Böyle davranmakla yanıldım çünkü ben onu yıllardır ne kadar çok sevsem de, onun, beni, istediğim şekilde sevmesini sağlayamamıştım. Ne kadar çok sevilsem, ne kadar çok bana ait olsa yine de doymuyor, her şeyiyle benim olmasını istiyordum. Sevgimle onu sıkmaya başlamıştım. İlk önceleri hoşuna gidiyordu sahip çıkılmaktan, korunup kollanmaktan ama zamanla sıkıldı bu kadar yakından izlenmekten. Ben ona yakınlaştıkça o benden kaçmaya başladı.

Para kazanmaya başladıkça ona hediyeler almaya başladım. Artık öyle bir boyuta gelmiştik ki, beni arayıp arkadaşları ile birlikte dışarı çıkmak istediğini söylüyor bense bunun gerekli olmadığını, havanın soğuk olduğunu söyleyip gitmesine izin vermiyordum. Gitmiş olsa bile, çok şımardığını, o arkadaşlarının güvenilir olmadığını söyleyerek kalbini kırıyordum. Birkaç saat aradan sonra kendi hatamı anlıyor, kendimi affettirmem için yine ona hediyeler gönderiyordum. Böylece bana kırgınlığının sona erip beni daha çok seveceğini sanıyordum. Beni arayıp görüşmek istediğinde bile çoğu kez ona kızmış olduğumdan dolayı bir bahane bulup gitmiyor, güya onu kıskandırmaya çalışıyordum. Gitmediğim geceler yine ona pahalı hediyeler gönderiyordum. Gittiğim geceler ise birlikte olduğu insanları eleştiriyor, hep hata yaptığını söylüyordum. Artık kiminle görüşüp kiminle görüşmeyeceğine ben karar veriyordum. Bütün erkek arkadaşlarını ona yasaklıyordum.

Bir akşam yine onun evine yatılıya gitmiştim. Küçük bir neden yüzünden birbirimize kızıp tartışmıştık. Benimle daha fazla konuşmak istemediğini söyleyip yanımdan kalkıp odasına gitmiş, bende ardından gitmiştim. Oda kapısının kolundan tutup, içeri girmemem için yalvarmıştı. Ama ben dinlemeyip zorla içeriye daldığımda birde ne göreyim; benim gönderdiğim hediye paketlerinin birçoğu açılmamış, birçoğu yerlerde duruyordu. O paketleri gördüğümde hediyelerimi açmadığını, kendisine ne aldığımı merak bile etmediğini anladım. Hiç konuşmadan, odaya geri dönüp, ayaküstü dışarıya bakmaya başladım. Arkamdan odaya geldi. Ağlıyordu. Titrek ve gözyaşları içinde konuşmaya başladı; 'Neden böyle yapıyorsun.', dedi. 'Oysa seni ne çok sevmiştim. Sana ne kadar güvenmiştim. Sana ne kadar çok güvendiysem sen bu güvenimi her gün biraz daha kaybettin. Sen yüreğimi değil, en çok bedenimi kıskanıyorsun. Elinden gelse beni dört duvar arasına kapatacaksın. Oysa bir insan yüreğiyle sevilir, dostluğuyla sevilir. İnsanları bir yerde tutan, bedenin güzelliği değil yüreğinden bakışlarına yansıyan yaşama pırıltılarıdır. İnsan sevdiğini korur ama böylede yapılmaz ki. Beni hep engelleyip, hediyeler göndererek, sanki benim, seni daha çok sevebileceğimi düşündün, değil mi?. Oysa bunun tam tersini yaşadım ben. Ben hediye değil, senin varlığını istiyordum. Elimden tutmanı istiyordum. Yanımda olup bana sarılmanı, beni ısıtmanı istiyordum. Beni öpmeni istiyordum. Hediye paketleri beni ısıtamaz ki! Hediyelerin beni minik minik öpüp saçlarımı okşayamaz ki. Onları gözyaşımla açmak istemedim çünkü umurumda değildi ne gönderdiğin. Sen bana dost gibi görünüp de dost olmayan insansın. Oysa ne zaman seninle tartışıp, seni üzsem, elimde olmadan sana karşılık versem, yanımdan gittikten sonra seni üzdüğüm için sana üzülüyordum. Sana acı verdiğim için hep kendimi suçlu hissediyordum meğerki sen buna değmezmişsin. Seni hiç tanımamışım. Sen kötü biriymişsin. Gelişmemiş ve zayıf yönlerini diğer insanlarda geliştirmeye çalışıyor ama bunu beceremiyorsun. Hatta sana ne kadar çok kızarsam kızayım, ne kadar nefret edersem edeyim önemli değildi, biliyor musun, çünkü seni çok seviyordum bu nedenle biraz sonra tüm öfkem geçiyor, hiçbir şey olmamış gibi yine sana, senin o inandığım sesine tutsak oluyordum.'

'Beni bağışla', dedim.

'Sus konuşma', diye bağıdı. 'Artık susmalısın. Kendini affettirmen için hiç söylenme boşuna. Ne kadar çok konuşursan o kadar küçülüyorsun gözümde. Sus ve git.'

Kapıya doğru ilerledim, paltomun yakasını kaldırdım, kapıda durup kalmamı istediğini, böyle davranışının hata olduğunu söylemesini bekledim ama hiç bir şey demedi.

'Unutma sevgili, dedim. 'Kimi zaman biz sevdiklerimize az geliriz, kimi zaman onlar bize yeterli gelmez. Ben belki de sana hep az geliyorum. Senin en çok bana ihtiyacın olduğun zamanlar senin yanında olamıyorum. Hiç bir şey söylemeyecek misin?'

'Bu gece bende kalamazsın', dedi titrek sesiyle.

Dışarıda yağmur vardı.

Kirli sular akıyordu yollardan.

Ve ikimizde ağlıyorduk.