0

İçinde bulunduğumuz coğrafyada çatışmaların getirdiği sıcak günler, artık yalnız Orta Doğu bölgesinde ya da Orta Asya'da yaşanmıyor. Yalnız Arapların yaşadıkları Körfez ülkelerinde de çatışmalar ve anlaşmazlıklar su yüzüne çıkmaya başladı.

Bugüne kadar ortaya çıkan çatışmalarda tarafsız kalan Türkiye, Suriye politikasını değiştirdiği 2010 yılından bu yana çatışmaların getirdiği sıcak günlere aktif olarak yer alma politikalarını geliştirmeye ve rol almaya başladı.

Türkiye yönetimi, Körfez Ülkeleri yanı sıra birçok batılı ülke tarafından terör örgütlerini desteklediği gerekçesiyle dışlanan Katar'ın yanında yer aldı. Bu konuda ABD'nin sergilediği duruş dikkat çekiyor. ABD, bir taraftan Körfez bölgesinin jandarması olarak bilinen Suudi Arabistan'a yüklü miktarda ve tutarda silah satarken, diğer taraftan Suudi Arabistan ile birlikte Katar'ı terör destekçisi ilan etmesine rağmen Katar'a da silah satma tavrını sergiliyor.

Bu gelişmelerin temelinde Birinci Dünya Savaşından beri para piyasalarında hakim olan ve 1975 yılında petrol ticareti için esas olarak kabul edilen Petro-Dolar sisteminin tartışılmaya başlanmasının yarattığı güvensizlik yatmaktadır.

Bu gelişmeler kapsamında olmamakla beraber aynı döneme rastlayan bir tarihte Türkiye'nin Katar'da 'askeri üs' kurma ve 'asker gönderme' kararı alması geleceğin belirsiz gelişmelere gebe olup olmayacağını düşündürüyor. ABD bir taraftan Katar'a silaha satmaya ve Petro-Dolar sistemi içinde tutmaya çalışırken Amerikan kamuoyunda medya aracılığı ile Katarın terörist örgütlerin destekçisi olduğu haberlerini yayıyor.

Bu süreçte 'hegemon kapital aktörleri' amaçlarına ulaşmak için birlikte hareket ederek hedeflerine doğru yol almalarını sağlayan politikalarını empoze etmeye devam ediyorlar. Asıl sorun yukarıda belirttiğim gibi 'küresel güvensizlik olgusunun' bir gerçek olarak yaygın kabul görmesidir. 2008 yılında yaşanan küresel ekonomik krizden bu yana yapılan çalışmalar sonucunda, dünya ekonomisini güçlendirecek kalıcı bir çözüm üretilememiştir.

Özellikle G-20 olarak adlandırılan gelişmiş ülkeler platformu çerçevesinde küresel güveni yeniden inşa etmek çalışmaları önem kazanmaya başlamıştır. Kuşkusuz yeniden küresel güveni inşa etmek için ülkeler düzeyinde çalışmalar yapılması gerekir. Burada söz konusu güven, yalnız korunma ve savunma bağlamında ele alınmamakta; ekonomik yaşam yanı sıra adalet, özgürlük ve karşılıklı anlayışa dayalı mutabakatı da içeren bir yeniden güven yaklaşımı söz konusudur. Yeniden güven inşa etmek için 'güvene ilham verecek unsurların' ortaya konması gerekmektedir.

Bölgede aktif rol oynayarak barışı sağlama rolünü üstlenen Türkiye'nin; küresel düzeyde güvenin inşa edilmesine katkıda bulunacak güvene ilham veren yapılanmalara ve hukukun üstünlüğüne dayanan diyaloga açık bir duruş sergilemesi halinde, barışı sağlayacak inandırıcı bir adım atmış olacaktır.