YAZARLAR

Tüm Yazıları Mehmet Dağıstanlı (Araştırmacı-Yazar)

ATA OCAĞI

20.08.2021 09:23

[email protected]

 

Devlet, ulus dediğimiz topluluğun birbirlerine sıkı bağlarla bağlanmasıyla ayakta duran kurumsal örgüttür. Ulusu meydana getiren bireyler, devlet kurumlarının da kurucusudur, yöneticisidir, koruyucusudur. Devlet, işte bu kurumlarla ayakta durur. Gücünü bu kurumlardan alır. Eğitim, sanayi, üretim, maliye, savunma, ulaşım, iletişim gibi kurumlar devletin gücüdür aynı zamanda. Devlet, bu kurumlarını dinamik, akılcı, üretici ve sürekliliğinin olmasını planlarken bir taraftan da, en önemli unsur, bireyin eğitimini sağlamakla görevlidir. Sınırsız, özgürce, hiçbir kısıtlama yapmadan devlet kişiye eğitim imkanlarını sunmalıdır. Aile, okul, toplum üçgeni içerisinde bireyler, devletin sağladığı olanaklarla, milli ve evrensel değerlere bağlı olarak yetişir; yetişen, uzmanlaşan her fert çevresine ışık saçar, aydınlatır.
 

Aileler bu aydınlanmış ortamda güçlenir.
 

Devlet ise aydınlanmış, güçlü aileler sayesinde gelişmiş toplumlar seviyesine ulaşır.

Devletin asıl gücü ailenin gücünden gelir. Türklerde aile, ‘Ata Ocağı’ dır.
 

Türk töresinde ‘Ata Ocağı’ kadınıyla, erkeğiyle, kızıyla, kızanıyla ‘bir’dir. ‘Ata Ocağı’nda kadın da erkek de ocağın sahibidir, söz sahibidir. Ocak ailedir, zamanla ‘Beylik’ olur, ‘Aşiret’ olur, ‘Oymak’ olur. Gücünü töreden, akıldan, bilimden, haktan, hukuktan, adaletten alan ‘Ocak’, ‘Beylikleri, Aşiretleri, Oymakları’ kendi etrafında birleştirebilir. ‘Oğuz Töresi’ böyledir.
 

Devletin en önemli görevi yurttaşlarının eğitimidir. Bunun için geniş imkanlar sunmalıdır. Bireylerin iyi eğitim alması aileye de yansır. Milli ve evrensel donanımlarla yetişen aileler geçmişle bağlarını asla koparmaz. Geçmişten övünç duyar. Geçmişi geleceğe taşır. ‘Soyağacı’ bu bakımdan önemlidir. Bu bütün dünyada böyledir. Bütün dünyada aileler kendi soyağaçlarını tutar. Bin yıllık soyağaçlarını tutan aileler vardır. Çinliler, Japonlar, Ruslar, Yunanlılar, İranlılar hatta 400 yıllık geçmişi olan Amerikalı aileler bile soyağaçlarını tutar, tutmakla da övünürler. Türkler arasında da çok yaygındır soyağacı. Nüfus müdürlükleri belli bir döneme kadar aile geçmişini verebiliyor. İlgi duyan aileler için bu yetmez elbette. Osmanlı arşivleri, Osmanlı Türkçesi ile tutulduğu için tümünün bu günkü Türkiye Türkçesine çevrilmesi gerekir ki bu da çok zordur. Ancak birçok ailenin, kendi imkanlarıyla soyağaçlarını tuttuklarını biliyoruz. Bu aslında çoğalmalıdır, çoğaltılmalıdır. Aileler kendi geçmişlerini, nereden geldiklerini araştırmalı, varsa öyküleri kaleme almalıdır. Üstelik bu, toplum için zenginliktir. Ailenin köklerini bulmak, ortaya çıkarmak ulus için de zenginliktir. Bu zenginliklere, zaman zaman ülkemizi gezerken şahit olabiliyoruz. Anadolu’da, Kıbrıs’ta, Azerbaycan’da yaptığım gezilerde soyağaçlarını ortaya çıkarmış ailelerle tanışmıştım; hatta bu aileler, atalarından kalan çeşitli antik değerli türlü ev eşyaları, kıyafetleri; tarımda, üretimde kullanılan eşyaları; savaş yıllarında kullanılan çeşitli silahları, mutfak araç gereçlerini, müzik aletlerini, adeta etnografik değerdeki tüm eşyaları, kendi imkanlarıyla sergilemişlerdi. Bunların hepsi ‘Ata Ocağı’ydı. Aileler, ocaklarına sahip çıkmışlardı. Kimisi evlerini veya konaklarını, kimisi evlerin bir bölümünü ya da apayrı bir alanı müze haline getirmişlerdi. Zengin fotoğraf malzemeleri vardı. Her fotoğrafın, ayrı bir hikayesinin olduğunu öğrendik. Kimi ailelerin geçmişi basına da yansımıştı. Yerel ve ulusal gazeteler haber yapmıştı bu ‘Ata Ocağı’ müzelerini. Sözgelim Balıkesir’de Kuvayı Milliye müzesi bu anlayışla ortaya çıkmış. İzmir’de Hamza Rüstem Fotoğraf Evi Müzesi, Balıkesir’de Sıdıka Erke Etnografya Müzesi, Edremit’te Kazdağı Müzesi, Bayburt’ta Baksı Müzesi geçmişin bu güne yansıması olarak yüzlerce örnekten sadece birkaçıdır. Bu müzeler aynı zamanda birer eğitim yuvasıdır. Hatta bir yurtdışı gezisinde, öğrencilerin müzede yerlere oturarak ders yaptıklarını görünce şaşırmıştım. Evet, müze ders yapmak için ideal bir yer. Gelişmiş ülkelerin eğitimde en büyük başarıları da bu olsa gerek: Uygulamalı eğitim… Hatırlarım çocukluğumuzda uygulamalı öğrenirdik. Daha önceleri de bu uygulamalı eğitim Köy Enstitülerinde vardı. Her okul bir müze, her müze bir okul ve uygulama laboratuarı olmalı.
 

Ezberden, kitabi bilgilerden uzaklaşılırsa ancak Türk Milli Eğitimi, içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulabilir.
 

Henüz yeni yeni yeşermeye başlayan yöresel müzecilik, Anadolu’da küçük adımlarla da olsa ziyaretçi bulabiliyor. Mutlaka bilimsel kurallarla düzenlenmesi gereken bu müzeler toplumun kültür birikiminin vitrinidir. Halkın özellikle öğrencilerin müze ziyaretleri için teşvik edilmesi toplumsal aydınlanmayı da hızlandırır. Uygarlığın en iyi göstergesidir.

 

Yakın zamanda Iğdır ilimizde yine bu anlayışla yeni bir müze daha açıldı. Tanınması, etnografik yapıyı kazanması belki zaman alabilir; ancak atılan adım çok önemlidir. ‘Karakoyunlu Ata Ocağı’ adıyla Iğdır eşrafından, İstanbul Türkiye- Azerbaycan Derneği kurucusu Sefer Karakoyunlu’nun üstün çabalarıyla oluşturuldu. Müzenin açılışına, Iğdır Valisi Engin Sarıibrahim Bey de katıldı. Tam bir halk adamı olan Sefer Karakoyunlu, ‘Karakoyunlu Ata Ocağı Müzesi, Karakoyunlu Devleti'nin misyonunu üstlenmiştir. Türk Kültür Evlerini ve tarihimizi gelecek nesillere aktarmalıyız. Biz bu adımı atmakla, geçmişten günümüze kültürümüzü, sanatımızı, edebiyatımızı ve musikimizi yaşatmak istiyoruz.’ diyerek asıl amacını da konuklarıyla paylaştı.
 

Iğdır, önceleri Kars’a bağlı bir ilçe iken, 3 Haziran 1992 tarihinde il olmuştur. Türk tarihi açısından da Anadolu coğrafyası açısından da önemli bir bölgedir. Önemli bir kültür kavşağında bulunur. Ermenistan ile de komşudur. Iğdır’ın hayat damarı olan Aras Nehri, iki ülke arasında sınır görevindedir. MÖ 5000 yıllarına kadar varan geçmişi var bu serhat şehrin. Hitit, Urartu, Sümer medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. Şu anda adeta açık hava müzesi gibi duran Karakale Harabesi, Kültepe Mezarlığı, Kümbet, Iğdır Kalesi, Koç Başlı Mezarlar ziyaretçiler tarafından sürekli gezilmektedir. Bütün bunların yanında 1920’lerde Ermeniler’in sivil halka saldırıları sonucunda, bölgede katliamların ötesinde soykırım yaşanmıştır. Bu soykırımı simgeleyen bir de ‘Şehit Türkler Anıt ve Müzesi’ yapılmıştır. Böylesine tarihle iç içe olan Iğdır için ‘Karakoyunlu Ata Ocağı Müzesi’ az bile.

Müze, tarih kokan bir ilimizde, genişleyen ve zenginleşen görsel belgeleriyle çevreye ışık olacaktır mutlaka. Müzecilik, soyağacı kültürü, antik değeri olan belgelerin toplanması Anadolu’da yaygınlaştıkça, tarihi kalıntılardan ev yapma, hazine arama, yurt dışına kaçırma inanıyorum ki yok olacaktır.

Haberler

Ekonomi

Çin kripto para işlemlerini yasa dışı ilan etti

Gündem

La Palma adasında yanardağdan çıkan lavlar 5 günde 400 evi kül etti

Gündem

''Evlatlarımıza daha adil, daha yaşanabilir bir dünya bırakmak hepimizin ortak görevidir''

Ekonomi

Merkez Bankası politika faizini 100 baz puan indirdi

Gündem

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Amerika F-35 konusunda maalesef dürüst davranmadı

Ekonomi

İstanbul'da sağanağın etkisiyle trafik yoğunluğu arttı

Gündem

Türkiye'de 28 bin 168 kişinin Kovid-19 testi pozitif çıktı, 242 kişi hayatını kaybetti

Gündem

Şile'de fabrika yangını

Sigorta

Hasarlı araçta 'yeniden kullanılabilir parça' kullanılamayacak

Spor

A Milli Futbol Takımı'nın 46. teknik direktörü Stefan Kuntz

Gündem

''Türkevi binamız, uluslararası toplumdaki yerimizin de bir yansıması olacaktır''

Gündem

Soğuk ve yağışlı hava geliyor