YAZARLAR

Tüm Yazıları Kâzım Saymalı

Başöğretmen Atatürk’ün Cumhuriyet Öğretmenine verdiği yüce görev

24.11.2021 09:02

Öğretmenlik, ömür boyu sürecek bir öğrenciliktir. ATATÜRK

 

            Okuma ve yazma, eğitim öğretim işlerini yürütmek, öğretmenlerin görevidir. Öğretmen; bilgisi, erdemi, laik ve çağdaş düşüncesi ve davranışlarıyla başta öğrencileri olmak üzere çevresini eğitir, aydınlatır, her yönüyle çevresine örnek olur. Bu nedenledir ki öğretmenin yaptığı iş, yani öğretmenlik bir meslektir.

            Bütün devletler ve uluslar, öğretmenlik mesleğinin çağın koşullarına uygun biçimde gelişmesi, öğretmenlerin bilgi ve refah düzeylerinin yükseltilmesi için çaba harcarlar. Çünkü öğretmene, öğretmenlik mesleğine yapılan yatırım, insana yapılmış demektir. İnsanı yetiştiren, eğiten, ona biçim veren, onun iyi bir evlat ve iyi bir yurttaş durumuna gelmesini sağlayan eğitim öğretimdir. Eğitim öğretim işini öğretmenler yapar. Bir Hint halk ozanı şöyle der: “Öğretmenler, yetiştirme ve eğitme görevini tam yapmazlarsa o ülke için yıkım olur.”

            Osmanlı Devleti’nin, son iki üç yüzyılında, çağın gerektirdiği bilgi ve teknik donanımdan yoksun öğretmenleri, yetiştirme ve eğitme işini tam yapmamışlardır. Bu yüzden de toplum geri, bilgisiz kalmış, devlet çökmüştür.

            Çünkü “Osmanlı Devleti’nin son yüzyıllarında öğretmenlere geçinmeye yeterli aylık verilmediğinden okullar, ehil olmayan öğretmenlerin elinde kalmıştır. Onlar da çocukları sıkıştırarak geçimlerini sağlamaya başlamışlardır. Ne yazık ki memleketin okumuş insanları geçim kaygısı nedeniyle ilkokul öğretmenliğini kabul etmemişlerdir. Bu yüzden ilkokul çağındaki çocuklar, okulsuz kalmışlardır. Söz gelimi Üsküdar tarafında 115, Galata civarında 120, İstanbul’da 300 ilkokul varken, bunların içinde ancak on okulda öğretmen bulunabiliyordu. Bir çocuk, küçüklüğünden delikanlılık çağına kadar sokakta büyür, yazıları heceleyemeyen öğretmenlerden terbiye görürse artık ondan ne beklenir(Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, Bir Zamanlar İstanbul, s.23-25)?

            Yüzyıllarca bilgi ışığından yoksun kalmış toplumun kurtuluşu ancak ve ancak çağdaş eğitimle gerçekleşebilir. Bu nedenledir ki Atatürk, eğitime, eğitim ve öğretim işini yürütecek olan öğretmene ve öğretmenlik mesleğine gereken değeri vermiştir. Atatürk’ün öğretmenlik mesleğine bakışı şöyledir: “Okullarda öğretim görevini ve güvenilir ellere teslimini, memleket çocuklarının, o görevi kendine hem bir meslek hem bir ülkü sayacak üstün ve saygıdeğer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini temin için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi aşama aşama ilerlemeye ve herhalde refah teminine elverişli bir meslek haline konulmalıdır. Dünyanın her tarafında öğretmenler, toplumun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır ( ASD I, s. 317).”

            Bir toplumun ulus düzeyine yükselebilmesi, aldığı eğitime, bilgi düzeyine ve sahip olduğu eğitimci ve öğretmenlere bağlıdır. Atatürk’ün şu özdeyişi, bunu en güzel ve anlaşılır biçimde ortaya koymaktadır: “Ulusları, kurtaranlar, yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğitimciden yoksun bir toplum, daha ulus adını almak yeteneğini kazanmamıştır. Ona ilkel bir kitle denir, ulus denemez. Bir kitle, ulus olabilmesi için kesinlikle eğitimcilere ve öğretmenlere muhtaçtır. Onlar, bir toplumsal kurulu, ulus durumuna getirirler(ASD I, s. 243).”

            Atatürk, öğretmenlerden, eğitimcilerden, vatanın bölünmez bütünlüğüne, ulusun birlik ve beraberliğine, Cumhuriyet’e, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine, Türk Devrimine sahip çıkacak, çağdaş, laik, çalışkan, üretken, düzenli ve disiplinli yurttaşlar yetiştirmelerini istemektedir. Bu istek aynı zamanda öğretmen ve eğitimcilere verilen bir yüce görev ve yüklenen büyük bir sorumluluktur. Atatürk, bu isteğini şu sözleriyle belirtmektedir:

            “Çocuklarımızı ve gençlerimizi yetiştirirken birliğimize ve varlığımıza saldıran her kuvvete karşı savunma yeteneğiyle donanmış bir nesil yetiştirmeye muhtaç olduğumuzu unutmayalım. Yeni kuşağın ruhuna bu nitelikleri ve yeteneği aşılamak gerekir. Bağımsız ve var olmak isteyen ulusların felsefesi, en açık biçimde bu nitelikleri tam bir şiddetle istemektedir. Ulusal amaç hakkındaki genel görüşümü söylerken, yeni kuşağın donatılacağı nitelikler arasında güçlü bir erdem aşkı, güçlü bir düzen ve disiplinden de söz etmek gerekir (ASD II, s. 20).”

            “Öğretmenler! Yeni kuşağı, Cumhuriyet’in özverili öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Yeni kuşak, sizin eseriniz olacaktır. Eserin değeri, sizin beceriniz ve özveriniz derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet, fikir, bilim, teknik ve beden yönünden kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni kuşağı, bu özellik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir( ASD II, s. 178).”

            “Öğretmenler! Sizin başarınız, Cumhuriyet’in başarısı olacaktır. Yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askeri, siyasi, idari devrimleri sizin toplumsal ve fikri devrimdeki başarınızla teyit olunacaktır. Hiçbir zaman aklınızdan çıkmasın ki Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister ( ASD II, s. 179).”

            Atatürk, tarih öğretmeni Rafet Angın’a şöyle der: “Öğretmen olmak yeterli değil, görev şimdi başlıyor. Şunu iyi bil ki çok iyi öretmen olacaksın, çok okuyacaksın. Sen zaten okuyorsun ama daha çok okuyacaksın, öğrencilerini çok iyi yetiştireceksin; Çanakkale Savaşları’nı sakın unutma! Kurtuluş Savaşı’nı çok iyi öğreteceksin, devrim ve ilkeleri yaşatacaksın, gerektiğinde mücadele edeceksin ( ABE 29, s. 332).”

            Atatürk, bu öğütlerini sadece Rafet Angın’a vermemiştir. O günün ve geleceğin tüm öğretmen ve öğretmen adaylarına da seslenmiş olmaktadır. Çünkü okumayan, kendini sürekli yenilemeyen öğretmen, öğrencilerini nitelikli yetiştiremez.

            “Öğretmenler, her fırsattan yararlanarak halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız abece okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır (ASD II, s. 266).” Bu durumda kapatılan tüm köy okulları, tek bir öğrencisi olsa da açılmalıdır ki öğretmenler köye ulaşabilsinler.

             Atatürk’ün çok iyi yani nitelikli (kaliteli) öğretmeni; laik, Cumhuriyet’e ve demokrasiye bağlı; çocuk sevgisi, görev aşkı ile sorumluluk ve iş ahlakıyla donanımlı; çok okuyan, araştıran, kendini sürekli yenileyen, yani yaşam boyu öğrenen ve öğreten; düşünmeyi öğrenen ve düşünmeyi öğreten; sormayı bilen ve sormayı öğreten; öğrenmeyi bilen yani bilgi okuryazarı olan ve öğrenmeyi öğreten; bilgi üreten, yaratıcı, bilimsel ve analitik düşünen, büyük düşü olan, gelişmeye açık, bir eğitimci; öğrencilerinin ve halkının yol göstericisi olan öğretmendir.

            “Büyük ve soylu ulusumuzun insan gücü üstündeki savaşım ve özverileri ile kazanılan zaferler, pek parlak olmakla beraber, bizi henüz gerçek mutluluk ve kurtuluşa eriştirememiştir. Bu zaferlerin değerli sonuçlarını tam olarak toplamak, birçok kan ve can karşılığında elde ettiğimiz ulusal bağımsızlık ve egemenliğimizi, her türlü saldırıdan korumak için aynı emek, aynı kararlı davranış ve özverili duyguyla daha çok, pek çok çalışmaya gerek vardır. Memleketi bilim, kültür, ekonomi ve bayındırlık alanında da yükseltmek,  ulusumuzun her hususta pek verimli olan yeteneklerini geliştirmek, gelecek kuşaklara sağlam, değişmez ve olumlu bir karakter vermek gerekir. Bu kutsal amaçları elde etmek için savaşan aydın kuvvetlerin arasında öğretmenler, en önemli ve özen gerektiren yeri almaktadırlar( ATTB IV, s. 515).”

            Atatürk, devrimci bir öğretmendi. Orduda kumandan olarak askerine, subayına askerlik sanatını öğretti. Kurtuluş Savaşı süresince, TBMM’de ve yurt sathında demokrasiyi, eleştiriyi, düşüncelere saygılı olmayı öğretti. Bir önder olarak topluma, ulusal bilinci aşıladı. Birlik ve bütünlük içinde Türkiye topraklarında Türk olma tadını tattırdı. Atatürk, bize kendimize güvenmeyi, insanca ve onurlu biçimde yaşamayı öğretti. Ulusumuzun yaratılışında var olan yetenekleri ortaya çıkardı. Ulusa çağdaşlığı, çağdaş olmayı benimsetti. Yurtta barış, dünyada barış ilkesine uygun yaşanabileceğini gösterdi. Tüm bunlar, bir eğitimcinin yapabileceği en yüce işlerdir.

            24 Kasım 1928’de yazı tahtası başına geçerek yeni Türk abecesini öğretti. O, ulusun Başöğretmeni idi.

            Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş öğretmenleri, Başöğretmen Atatürk’ten aldıkları görevi, toplumu çağdaş uygarlık düzeyine çıkartacak yurttaşlar yetiştirme görevini sürdüreceklerdir. Atatürk’ün de parmak bastığı gibi, öğretmenler, bilgili, yetkili, teknik donanımlı, ekonomik yönden güçlendirilmiş, saygın bir duruma getirilmelidir. Unutulmamalıdır ki en verimli yatırım, insana yapılan yatırımdır. İnsanını gerektiği gibi eğitemeyen toplumlar, uşak olmaya mahkûmdurlar. Eğitilmiş ve çağdaş toplumlar, özgür, bağımsız, gelişmiş ve demokrat olurlar. Böyle bir toplumun temel taşı da öğretmenler ve eğitimcilerdir.

            Atatürk’ün dediği gibi “Yeni kuşak, öğretmenlerin eseri olacaktır(ASD II, s. 178).”

            Başöğretmenimiz Atatürk başta olmak üzere yaşama veda etmiş öğretmenlerimizi saygıyla anar; tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutlarım.

Haberler

Ekonomi

Türkiye'nin AB ülkelerine ihracatı 80 milyar dolara yaklaştı

Gündem

'Türkiye Güven Huzur' uygulamasında aranan 933 kişi yakalandı

Gündem

Barış Pınarı bölgesinde 5 terörist etkisiz hale getirildi

Gündem

Türkiye Barolar Birliği 36. Olağan Genel Kurulu başladı

Gündem

DSÖ: Yeni koronavirüs varyantlarının ortaya çıkması sürpriz değil

Ekonomi

TCMB'den doğrudan döviz müdahalesi

Gündem

Ağrı, Erzurum ve Kars'ta Eren Kış-10 operasyonu başlatıldı

Ekonomi

Kırsal kalkınma desteklerine erişim kolaylaştırıldı

Gündem

İstanbul Valiliği kış tedbirlerini açıkladı

Ekonomi

İşletmelere 20 milyar liralık destekte detaylar belli oldu

Ekonomi

Küresel piyasalarda 'Omicron ve tapering' endişeleri odakta kalmaya devam ediyor

Ekonomi

Kamu ihalelerine ilişkin yönetmeliklerde düzenlemeye gidildi