Karanlıklar kirliliği, pisliği, çirkinliği örter. Kurt puslu havaları sever. Halkı uyutmak, avutmakla, yol almakla, dipsiz kuyulara dalmakla devlet yönetilmez. Toplum karanlıklardan çıkışın arayışındadır. İnsanımızın, özellikle gençlerimizin özgürlük anlayışı siyasi erkin otorite-baskı anlayışı ile çelişiyor. Gençler, araştırmak, sorgulamak, görmek ve anlamak istiyorlar. Söylersen unuturum, gösterirsen yarısını unuturum, yaparsam unutmam,, Çin Atasözü, gençlerimizin duygularını anlatıyordur. Gençler, akıl ve bilim odaklı bir eğitimi laik demokratik eksenli bir yaşamı özgürce solumak istiyorlar. Yönetim erkinin korku ve baskı ile dayattığı sözde eğitim sistemine, dinsel kurgulu okullaşmalardaki öğretime tepkilerinin yerindeliğine katılıyorum.
Günümüz insanı huzursuz, tedirgin ve güvensiz bir bekleyiştedir. Hükümet üyelerinden dördünün yolsuzluk, rüşvet vb. istenmezlere çocuklarıyla bulaşması ulusal kaygıyı arttırdı. 18 milyon gencimize kötü bir örnek olan bu tür oluşumlar, iyi yönetilemediğimizin gerçeğidir. 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet, ülke genelinde toplumu, endişeli bir bekleyişe sürükledi. Dünya yazılı ve görsel basınında Türkiyede neler oluyor?, sorusu makalelerde yer alıyor. Atatürkün demokratik, çağdaş rotası değiştirildi diye yazılıyor.
1923te Cumhuriyetin kuruluşu, Atatürk devrimlerinin aydınlığı, laik demokratik yönetim ve eğitim birliği gibi değerlerle aydınlığa, yenileşmeye, gelişmeye gidiliyordu. Eğitim sisteminde akıl, bilim ve çağdaşlaşma odaklı öğretide ilerliyorduk. Askeri darbelerin kesintileri canımızı acıtıyorken, 2002de sivil darbe ile eskiye dönüş çanları çalmaya başladı. Her yerde imam hatip, her alanda dini öğretiler ve karanlıklara yöneliş
Ülkenin bütün kurum ve kuruluşları endişeli bir bekleyiştedir. İnsanımızı mutlu etmek varken, huzursuzluğun girdabında öğütülüyoruz. Eflatun (4. yy) Demokrasi bir halk eğitimi sorunudur. Halkın eğitimi zayıflayınca demokrasi oligarşiye dönüşür. Halk, iyi eğitmenlerle eğitilmelidir.,, diyor. İyi eğitmen demekle nitelikli öğretmeni; eğitimin zayıflayışı denilince OECD ülkeleri arasında sondan üçüncü oluşumuzu çağrıştırıyordur. Yarınlarımız için güçlü, bilgi donanımlı, sanat, teknoloji ve sosyal verili eğitimle gençlerimizi yetiştirebilseydik daha başarılı sonuçlar alınacaktı. Eğitime, dini pencereden bakıp halkı ümmetçi kılmak mıdır istenilen?
Osmanlı imparatorluğunun 600 yıllık yürüyüşünün öncesi ve sonrası uygulanan bin yıllık Arapçanın etkisiyle Osmanlıca kullanıldı. Türkçenin cılız kaldığı bu süreçte, Cumhuriyet ulus devlet kavramı ile Türkçe konuşma, yazma, anlama ve anlatmaya yeniden kavuşturuldu. Atatürkün Türkçe ile ilgili titizliği bilinen bir gerçektir. Bugün, Türkçemizde dil kirliliği % 30-40lara ulaşmaktadır. Arapça, Farsça ve İngilizce her alanda yer almaktadır. Dil kirliliği hat safhadadır.
Gençlerimiz yarınların kaygısını yaşamaktadırlar. Bizden sizden ayrıcalığı ülkeyi karmaşaya sürüklüyor. İnsanlarımızın inancı, kendi sorumluluğunda olmalıdır. Suni, alevi vb. mezhepsel; Hıristiyan, Müslüman gibi dinsel farklılıklar; Türk, Arap, Kürt, Ermeni gibi etnik oluşumlar yerine Bu ülkeyi kuran halka Türk Halkı (milleti) denilir,, deyişiyle Yüce Atatürkü anmalıyız. Gençlerimizin kendilerini anlatma ve özgürce yaşama hakkı isteklerinin yerindeliğine katılıyorum. Gençler, bizleri rol model olarak alabilmelidirler. Onlar, kararlılık, sorumluluk ve katılımcılık istekleriyle benimsendiklerini, önemsendiklerini görmek istiyorlar.
4+4+4 eğitim sistemi diye uygulanan şekilsellik, ezberci eğitimin yeni uygulama biçimidir. Dünya ülkeleri uygulamaya, araştırmaya, incelemeye ve tartışmaya yönelik eleştirel düşünce eğitimini,, uyguluyorken, bizler dogma, ezberci ve niteliksiz bir öğretiye yelken açıyoruz. Ülkeyi yönetenler çocuklarını yurt dışında okutuyorken, ülkemizdeki eğitim düzeysizleştiriliyor. Halka sunulan niteliksiz ve ezberci bir eğitim. Televizyonun her kanalında vurgulu, tonlamalı ve baskılı azarlamalar, aşağılamalar, yergilerle dolu bitmez tükenmez söylevler bıkkınlık getiriyor. Halk koyun sürüsü değildir. İyinin, doğrunun ve güzelin ayırdına varılıyor. Halk, yağmayı, talanı rantı, rüşveti ve bitmez, tükenmez yolsuzluğu görüyor, izliyor. Baskı, korku, tehditle, otoriteyle, kibirle ve buyurganlıkla bu acı tabloyu göz ardı edemezsiniz. Gençlerin Gezi Parkı direnişinin özü doğa ve yeşile kıyıma dur; AVM, yağma, betona ve ranta hayır demek içindir. O gençler bizim yarınlarımızdır. Yarınlarda, sizlerin yerine onlar ülkeyi yönetecekler. Onlar, yanlışları görüp ortaya koyduklarında, anlayışla, saygıyla çözüm yolları aranmalıdır. Onları bilinçli görmek sevindiricidir. Tutuklamak, ölüme yol açmak ve kovalamakla değil
Ülkemize dayatılmaya çalışılan İslamcı düzenle toplumu uyutmak, servet edinimi ile zenginleşmek, genellikle yoksul olan halkla alay etmektir. Geçmişte, acı, gözyaşı, ölüm ve yoksullukla direnç gösterip kazanılan ülke özgürlüğünü birkaç pulla harcamaya değer mi? Birinci dünya savaşı sonunda İstanbul işgal altındayken, limanlarda yabancıların savaş gemileri, sokaklarda yabancı orduların askerleri varken; bir camcı Buda geçer yahu!,, diye yazar. Halkın dikkatini çeken bu yazı, sonraki günlerde evlerde, işyerlerinde ve her yerde görülür. Geçer, geçer de deler de geçer! İnsanlarımız huzur dolu güneşi görmek istiyor. Bahar gelmeyecek mi diye soruyorlar. Tabii ki siyasi baharı istiyorlar. Yüzlerin güldüğü, sevginin, barışın, kardeşliğin yaygın olduğu güzel günlerin özlemindedirler. Karanlıkların aydınlığı dönüşümünü bekliyorlar.