Her şeyi bildiğini sanan, bilmediğini kabul etmeyen, öğrenmeye çalışmayan, eksik ve kulaktan dolma bilgileri doğru bilgiler olarak aktaran, sunulan bilgileri ve verileri sorgulamayan, çeşitli klişeleşmiş söylemleri bilgi derinliğinin ve güncelliğin göstergesi olarak gereksiz yerlerde sık sık tekrarlayan, doğru olmadığını bildiği halde bazı hususları çeşitli nedenlerle mahcuplukla pişkinlik arasındaki kısa yolda gerçekler olarak sunmaya çalışan, daha evvelki söylemlerini ve tahminlerini unutan veya özeleştiri yapmayan ve yönlendirme amaçlı yorumlar yapan çeşitli kişileri; yaşantımızın her alanında ve her eğitim seviyesinde görmekte, bazen onlara kızmakta bazen de onların konumlarına bakıp tebessüm etmekteyiz. Ekonomi alanında da bu kapsamda bir çok görüntüyle karşılaşmakta ve benzer duyguları hissetmekteyiz.
Ancak, Ülkemizde bir çok alanda olduğu gibi ekonomi alanında da; bilgisine, görüşlerine ve çalışmalarına saygı duyulan akademisyenlerin, ekonomistlerin, bürokratların, köşe yazarlarının, siyasetçilerin ve mesleki kuruluşlar ile çeşitli kurumsal oluşumların olduğunu biliyoruz. Sıraladığım bu kesimlerin yazılarından, yorumlarından ve çalışmalarından bir şeyler öğrenmeye çalışmakta ve yararlanmaktayım. Çünkü, herkesin; bir başkasından öğrenebileceği hususlar ve bilgiler olduğuna inanırım. Tabi ki kendi bilgilerimle ve yorumlarımla karşılaştırmakta, öz eleştiri yapmakta, sunulanları yorumlamakta ve eleştiri gerektirenleri bu kapsamda değerlendirmekteyim.
Bu bağlamda ekonomi alanında dikkatimi çeken bazı klişeleşmiş söylem ve görüşlerden katılmadıklarımı, küresel gelişmeler sonucunda geleneksel iktisadi doğrular olarak bilinenlerden sorgulanması ve revize edilmesi gerekenleri, eyleme dönüşemeyen ekonomik söylemleri, çelişkili durumları, duygusal ve siyasi coşkuların ekonominin gerçekleri karşısındaki çaresizliğini ve bazı iktisadi olayların farklı yönlerini kapsayan çeşitli tespitlerimi aşağıda sıralıyor ve sizlerin de bu hususları bir kez daha değerlendireceğinize inanıyorum.
- Dış ticaret hacminin artmasının fazla bir önemi yoktur. Önemli olan; bu gelişmenin ülkeniz lehine gerçekleşmesi ve ihracatınızın çok artmasıdır.
- İhracatın ithalatı karşılama oranının yükselmesi; ihracat artışıyla sağlanması halinde bir anlam taşır, ithalatın daha fazla düşmesiyle sağlanan rakamsal iyileşme ise ekonomik tartışmalara açıktır.
- İhracatın; parasal olarak azaldığı bir ortamda, miktar olarak artmasının fazla bir önemi yoktur.
- Milli paranın değerinin düşmesi, ihracatı otomatikman artırmaz.
- Petrol fiyatlarının düşmesi; petrol tüketicisi ülke ekonomilerine önemli katkılar sağlarken, bu durum petrol üreticisi ülkelerin ithalatına ve bu bağlamda küresel ticarete olumsuz olarak yansımış ve farklı etkileriyle küresel ekonomik yaşama kendini hissettirmiştir.
- Avrupa'daki ve diğer bazı ülkelerdeki küresel örnekler; faizlerdeki düşük seviyenin ekonomileri canlandırmaya yetmediğini, ayrıca çok düşük enflasyonun da sorunlar yaratabileceğini kanıtlamıştır.
- Faizlerin düşürülmesi kurgusu sonucunda, harcamaların artarak ekonominin canlanması ve büyümeye pozitif katkı yapması düşüncesi ile iç tasarrufların artırılması çabalarının oluşturacağı çelişkili görüntünün açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
- Milli paranın değerinin, yüksek veya düşük tutulmasına ilişkin övgü ve eleştirilerin; konjonktürel şartlar da dikkate alınarak yapılması halinde bir anlam taşır.
- Devletler arasındaki siyasi ilişkilerin, ekonomik yaptırımların ve gerginliklerin ülke ekonomilerini nasıl etkilediği, çeşitli küresel örneklerde bir kez daha görülmüştür.
- Dış borcun miktarı kadar önemli diğer bir husus ise bu borcun çevrilebilmesidir. Kamunun dış borçlarının azalması olumlu bir görüntü oluşturmakla birlikte, özel sektörün dış borçları da; hukuki illiyet bağı, ülkelerin risk durumu ve ekonomik prestij açısından önemlidir.
- Bütçe kaynaklarından yapılan teşvik ve desteklerin miktarından ziyade, ilgili alanlarda ve sektörlerde sağlanan sonuçlar ve yarattığı katma değer önemlidir.
- Tarımın ve hayvancılığın; oluşturulmak istenen küresel bazı algıların aksine, ülke ekonomileri için çok önemli olduğu kabul edilmeli ve üretici ve tüketici nezdinde aynı anda yaşanan memnuniyetsizliğin, ivedilik taşıyan ve giderilmesi gereken bir yapısal sorun olduğu unutulmamalıdır.
- Turizmdeki temel sorunun; iletişimin bu kadar geliştiği çağımızda ülkelerin tanıtılamaması olmadığı, yaşanan çeşitli tecrübelerden anlaşılmıştır.
- Kamu Özel İşbirliği yöntemleri; bütçe dengesi ve büyük kamu yatırımlarının finansı açısından kısa vadede olumlu sonuçlar yaratmakla birlikte, Hazinenin mali açıdan bazı şartlı yükümlülükleri üstlenmesine neden olmakta ve gelecekteki bazı kamu gelirlerinden feragat etmesine yol açmaktadır.
- AR-GE, inovasyon, markalaşma vb. alanlardaki gerçek başarıların ölçüsünü; bu alanlara ilişkin söylemlerde ve harcanan kaynakların miktarında aramaktan ziyade, ihracat içindeki yüksek teknoloji ürünlerinin payına bakarak daha sağlıklı yorumlayabiliriz.