YAZARLAR

Tüm Yazıları Dr. Murat Özyıldırım

Beyrut ve Feyruz:Altının ve Yorgunluğun Hikâyesi-2

06.12.2021 09:08

 

Akram RAYESS[1]

Arapçadan Tercüme: Hafız Muhammed el-Hammoud

Düzenleme: Dr. Murat Özyıldırım [2]
 

Yıkılmış Şehirdeki Stüdyo

Savaş davulları çaldı, hayaller paramparça oldu ve şehirde "Lübnan mucizesinin" bütün ışıltısı soldu.

Güzel Beyrut bölündü. Feyruz, Piccadilly Tiyatrosu'nda artık yoktu ve şehir, ışıklarını söndürdü. Yine de Feyruz’un sesi, savaşan grupların şiddet kasırgasını aşarak Beyrut’ta yükselmeye devam etti. Varlığı adeta efsaneleşti ve “kin, kavga, mezhepçilikten oluşan bu çılgınlığa ve suç denizinde tamamen boğulmaya karşı bir kurtuluş umudu” haline geldi (Onsi El-Hajj, El-Makassed Dergisi, 1985). Mroweh, Feyruz’dan bahsederek “Yokluk ve varlık diyalektiğinde sessizliği arttı, buna rağmen (Feyruz’un) sesiyle halk arasında “derin bir karşılıklı sevgi ve yine derin bir karşılıklı saygının sırlı ilişkisi kuruldu” dedi (Nizar Mroweh, 1989). Böylece şehrin göbeğinde zifiri karanlık gecelerde sığınaklar arasında umutsuzca dolaşırken insanlar, onu bavullarında, radyolarında ve kalplerinde taşıdılar.

Bu, dünyadan kopmuş, parçalara bölünmüş şanssız şehirdeki stüdyo, Feyruz'un kariyerinde farklı bir aşamaya imza atan Ziad Rahbani ile sanatsal buluşmasında yaratıcılığın platformu oldu. Ancak Beyrut, artık birçok durumda günlük yaşamın asgari gerekliliklerini bile insanlara sunamıyordu.

Feyruz'un yeni çalışmaları, kendini yeniden keşfetmenin yolunu açtığı kadar modernitenin dinamizmi, ruhtaki yenilenme ile karakterize edilen estetik bir doku oluşturmaktadır.

“Wahdan” (Yalnız) adlı ilk albümü 1979'da yayınlandı ve Feyruz, çeyrek asırdan fazla süren sıkı çalışma ve ortaklıktan sonra Rahbani Kardeşler’den sanatsal çalışmalarında bağımsız oldu. Yetmişli yılların başında (Eylül 1972’de) felç geçirmesinden sonra hastalıktan bitkin düşen Assi, Haziran 1986'da vefat etti. İki yıldan kısa bir süre sonra kızı Leyal'in ölümüyle yıkılan Feyruz, “Ailemiz, Yunan trajedisi gibidir, neşesi geçici, temeli hüzün ve acıdır” diyordu (El-Anbaa Gazetesi, 7/8/ 1985).

Bütün bu trajedileri, başka aile acıları ve iç savaşın yarattığı muazzam boşluk takip etti. Belki de bu yüzden romancı Elias Khoury soruyordu: “Bu kadın, bütün bu şarkılara nasıl dayanabiliyor? Sesini, bu paramparça olmuş Lübnan aynasında nasıl görebiliyor? Korkmuyor mu? Feyruz, Feyruz'dan korkmuyor mu?” (Elias Khoury, Es-Safir Gazetesi, 27/5/1989).

“Ama gittiler!”

Feyruz'un çalışmaları, başta Ziad Rahbani olmak üzere Philemon Wehbe (1916 - 1995), Zeki Nassif (1916 - 2004) ve Muhammed Muhsin (1922 - 2007) ile devam etti. 1987’de maaref ti feek albümü ve Feyruz ile Ziad Rahbani’nin birlikte çalışmasının özü olan “Kifak inta” (Nasılsın) albümü 1991 yılında yayınlandı. Bunları, Rahbani Kardeşler’in eserlerinden bir seçkinin sunulduğu ve “sadece insanların evine girip sanatı duyurup ayrılana” sanatsal bir övgü niteliğindeki çalışma izledi: “Ila Assi” (Assi’ye), 1995.

Feyruz, Lübnan’daki silahlı çatışmalar sona erdikten sonra ara sıra hayranlarıyla buluştu. Beyrut’a dönüş konseri, “Sahat el Shouhada = Şehitler Meydanı”nda gerçekleştirildi. Barışın ve dirilişin Hıristiyanlıktaki sembolü olan Kutsal Cuma’da Feyruz, henüz restore edilmemiş ve iç savaşta hasar görmüş kiliselerde Süryanice ilahiler ile Bizans ilahileri seslendirdi.

Yeniden yapılanma vaatleri ve Beyrut'u eski ihtişamlı günlerindeki rolüne kavuşturma girişimleri, birbirini izleyen ekonomik ve siyasi krizler yüzünden toplumsal barışın bir türlü kurulamaması nedeniyle suya düştü.

Feyruz, üzerinden kirli şehrin elbisesini çıkardı çünkü Cennet “başlangıçtan beri garip bir kelimedir’’ (Abbas Beydoun, Diwan B.B.B, 2007). “Bir başka açıdan savaş, bütün bir hürriyet ve insan ilişkilerinin, hayatın izlerini silmiş, mutluluğu ortadan kaldırmış ve şarkı söyleme coşkusunun da mutlulukla hiçbir ilgisi kalmamıştır” (Marchillian ve Zibawi, Fairouz, En-Nahar Gazetesi (7/11/1992)

Rahbani kardeşlerin ütopik projesinin temel dayanağı, Beyrut'un gündelik yaşamının çelişkileri, imparatorlukların sonu ve ulus inşası mitlerini çeşitli dilsel - müzikal yollarla sunan yaratıcı yetenektir. Feyruz, bu iki farklı düzeni, kendine özgü özelliğinden hiçbir ödün vermeden bir araya getiren tek kişiydi. Kullandığı sanatsal yol ile bu zarif hanımefendi, sergilediği müzikallerde bağımsızlığı üzerinden Lübnan'ın çağdaş tarihini, Büyük Lübnan’ın acılarını ve Beyrut’un geçmişini adeta özetlemektedir. Feyruz, sanatı, profesyonelliği ve duruşuyla ulusal ve modernist bir sembol olması bakımından öncü bir konuma sahiptir. Eleştirmen Nizar Mroueh'in (1989) haklı olarak işaret ettiği gibi “sanatçının değerini ve saygınlığını tamamen rehabilite etmede başarılıdır”.

Feyruz, herhangi bir sanatçının toplum içinde kabul edilebilen sınırlarını aşarak, sanat dünyasına dürüst, anlamlı bir referans ve içerik yayan, adeta toplumun sesli hafızası haline geldi. Feyruz, uzun bir yolculuğu tamamlamak için yenilenmeye devam eden bir çocukluğun saf güzelliğini ve içten hassasiyetini taşıyor.

Feyruz’un sesi ve şarkıları, -şarkılarının da bize gösterdiği gibi- altından ve yorgunluktan, ateşten ve yaseminden şark’a uzanan masalları aydınlatan lambalardır…

-----------------------

[1]  Akram Rayess, Levant müziği, müzikaller ve arşivlerle ilgilenen etnomüzikoloji araştırmacısıdır. Akram Rayess, Lübnan’da yayınlanan Adab Dergisi'nde (2009/2010) Ziad Rahbani hakkında bir dosya düzenledi ve yayınladı. American University of Beirut Press aracılığıyla 2014 yılında "Selected Papers of Zaki Nassif" başlıklı bir cildin editörlüğünü yaptı ve yayınladı. Son çalışması, Baalbeck Uluslararası Müzik Festivali'nde savaş öncesi Lübnan Geceleri'ni inceleyerek Lübnan'daki kültürel miras ve kültür siyasetine odaklanıyor. E-posta: [email protected]

[2] Dr. Murat Özyıldırım’ın notu: Mardinli saygıdeğer bestekâr, kanunî ve Jeoloji Yük. Müh. Ömer Faruk Gültaşlı, Feyruz’un aile kökenlerine dair, 2021 başlarında 91 yaşında Covid’den vefat eden Mardinli Süryani vatandaşımız Mansur Dönmez’den edindiği bilgileri şu şekilde aktarıyor; “Mardinli Süryani Ortodoks bir aileye mensup olan Wadi Haddad, olasılıkla Mardin Kıllıt (Dereiçi) köyünden, Mardin’in Gül Mahallesi’ne göç eden biridir. Wadi Haddad, Lübnan’a 1920’li yıllarda göç eder ve Beyrut’ta bir matbaada çalışmaya başlar. Mardin’de bu ailenin lâkabı “HADDAD” yani “DEMİRCİ”dir ki bu da Mardin’de Haddad ailesinin demircilikle uğraştığına işaret eder. Bugün Haddad ailesine mensup Mardin’de maalesef kimse yaşamamaktadır. Aile mensupları, Kanada, ABD, Lübnan ve Fransa’ya göç etmişlerdir. Deyrulzafaran Manastırı’nın girişinde medfun rahip İbrahim Demircioğlu, kuvvetle muhtemel, bu ailenin bir ferdidir”.

Haberler

Gündem

Küresel piyasalarda karışık seyir devam ediyor

Gündem

Tonga'daki yanardağ patlamasının atmosfere etkileri tartışılıyor

Ekonomi

Geçen yıl dış ticarette deniz yolu öne çıktı

Gündem

Uçakla şehirler arası seyahatte PCR zorunluluğu yeniden getirildi

Gündem

Eğitime kar engeli

Gündem

Kahraman komandolar Tunceli'nin karlı dağlarında teröristlerin izini sürüyor 

Ekonomi

Hazine ve Maliye Bakanı Nebati: Kur korumalı mevduat hesabı 131 milyar TL'yi aştı

Ekonomi

SSK ve Bağ-Kur aylıkları tatil günlerine denk gelse de zamanında ödenecek

Gündem

Türkiye'de 67 bin 857 kişinin testi pozitif çıktı, 167 kişi yaşamını yitirdi

Gündem

Türkiye'nin ilk cep uydusu Grizu-263A uzaydaki görevine başladı

Ekonomi

KOSGEB Hızlı Destek Programı'na yoğun başvuru geldi

Gündem

FSM Köprüsü rahim ağzı kanserine dikkati çekmek için ışıklandırıldı